Sonbahar · Eylül
Bu bulanık şey nedir?
Meyhane masası yemeği, anıyı ve dostluğu nasıl taşır
Üniversite yıllarımda, tıpkı benim gibi hayatını yiyeceğe ve içeceğe adamış olan sevgili arkadaşım Başak ile birlikte bir grup Erasmus öğrencisi için rakı gecesi düzenlemiştik. İngiliz öğrencilerin o geceyi nasıl tarif ettiğini hâlâ hatırlıyorum:
"Bu bulanık şey nedir?"
"Bulanık şey mi?"
Rakı… Anasonun kokusuyla sarılmış, bulut gibi bir içki. Ama içkinin kendisinden çok, o uzun saatleri arkadaşlarla masada geçirmenin kendisiydi onu tanımlayan. Yalnız yudumlanacak bir içki değildir; masa ister. Ve her masa olmaz; üstü mezeyle donanmış bir masa. Yüzlerce küçük tabak, her biri bu içki için var olmuş gibi. Rakının yoğunluğu çoğu zaman yiyeceği bastırsa da içtik, içmeye devam ediyoruz.
Donkey Republic bizi bir yaz partisi için davet ettiğinde aklıma ilk gelen görüntü meyhane masasıydı.
Çünkü meyhane yalnızca yemek ya da içki değildir. Dostluktur. Saatlerce oturmak, gülmek, şarkı söylemek, hatırlamaktır. Rakı masası herkesle paylaşılmaz; kendine özgü ritüelleri, söze dökülmemiş kuralları vardır. Kadehler birbirine değdirilirken bile bir anlam taşır.
Bir gece, Başak ile aramızda olmayan arkadaşlarımız için masaya vurduğumuz kadeh seslerini gülerek hatırlıyorum. Gelenekte en az bir kez vurulur, uzaktakiler için. O gece yalnız ikimizdeydik ve yokluklar çoktu. Vurmaya devam ettikçe güldük; hüzünle güldük.
İçkiyle hiçbir zaman aram olmamıştır, ama ilk tattığım alkol rakıydı — bir klarnet dinlerken. Klarnet çalarken gözlerim doldu. Rakı böyle bir içkidir, diye düşündüm; duygularla oynar. Eski hikayeleri yüzeye çıkarır, geçmişi sindirmeye yardım eder, dili çözer.
Dün gece yine uzun bir masa kurduk. Bu kez sevgili arkadaşlarım Anna Sophie ve Julia ile. Birlikte pişirdik; ama masaya oturmak yerine oturanlara servis yaptık. Hissettiğimiz sevinç onlarınkinden az değildi.
Bu sabah yeniden düşündüm o sözü: bulanık şey. Evet, bu bulanık şey… Dostluk gibi gizli anlamlar saklıyor içinde.
Yıllarca birlikte çalıştığın bir ekibin aileye dönüşmesi de böyledir. "İş sadece iştir" deriz, oysa hayatımızın büyük bölümünü alır. Ve bazen meslektaşlar dost olur. Bu olmadan iş katlanılmaz olurdu.
Menülerimizi tasarlarken de her seferinde dostluk fikrine dönüyoruz. Her tabak, Türkiye'nin pek çok kültüründen bir parçayı taşıyor.
Midye dolma ekledik, mesela. Hikayesi başlı başına ilham veriyor: Rodos ve Girit'ten mutfağımıza geçmiş, Ermeniler tarafından incelmiş, Mardin'den göç eden Süryaniler tarafından sahiplenilmiş bir yemek. Özünde midyenin kendisine yazılmış mütevazı bir övgüdür. Bugün basit bir sokak yiyeceği olarak satılıyor; ama onu masaya taşımak beni hâlâ heyecanlandırıyor.
İsmarlama uskumru da ekledik. Her İstanbullu için uskumrunun ayrı bir yeri vardır. Eski balıkçıların Boğaz boyunca parlayan uskumruları inci gibi astıklarını anlatırlar. Danimarka'da deniz her yeri sarmış olsa da balık günlük bir alışkanlık değil; yine de buradaki uskumru o kadar lezzetli ki insanı balığa âşık edebilir. Menüden çıkarmak olur muydu?
Sonra havuçlu ve patlıcanlı yoğurt mezeler geliyor…
Meyhane usulü pilav — bu kez Danimarka buğdayından ilham alınmış, tereyağlı bir pilav.
Tavuk şiş… ve her yanda gülen yüzler.
Bu kadar köklü bir kültürü miras almış olmak her zaman büyük bir şans gibi hissettirdi bana; şimdi onu başkalarıyla paylaşma fırsatım var. Geleneğimizde "diline dolaşsın" deriz kötü enerjileri uzak tutmak için…
Umarım kurduğumuz bu masa, daha nicelerinin başlangıcı olur. Biz çok büyük bir sevinç bulduk içinde; Donkey Republic ekibinin de aynısını hissettiğini umuyorum.
Şerefe…
Nesrin Eren






