Pirinç ıle hesaplaşma
Pilav Asla Sadece Pilav Değildir
Kadınlık, değer ve sessizce miras aldığımız sınavlar üzerine.
Yıllar önce babamla tuhaf bir anlaşma imzaladık.
Şöyle yazıyordu:
"Otuz beşinden önce evlenemezsin."
Geldiğimiz coğrafyada bu neredeyse saçmaydı.
Sözleşmenin koşullarına göre ben de işime odaklandım.
On altından beri çalışıyorum; sonuçta kariyer sahibi bir kadın olmak, vaat edilmiş bir varış noktasıydı.
Dünyanın öte yakasında, Türkiye'de bir söz vardır:
Pilav yapamayan kız evde kalır.
Yani evlenemez.
En büyük yaşam hedefi kocasına tane tane bir pilav sunmak olan kadın, bu beceriyi zamanında öğrenemezse bekâr kalmaya mahkûmdur.
Böyle derler.
Eski zamanlarda. Belki hâlâ sessiz sedasız…
Pilav yapamazsan, hiçbir şey yapamazsın.
Oysa babamın bana sunduğu anlaşma sayesinde
vaktimin bol olduğunu sanıyordum.
Bu yüzden pirinç konusunda pek kaygılanmadım.

Yıllar geçti.
Üniversitede Gastronomi ve Mutfak Sanatları okurken bize bir iki kez pilav yaptırdılar.
Ama kimse ona Fransız mutfağındaki bir yemek ya da İtalyan risottosu kadar saygıyla yaklaşmadığı için,
pilavın sanatı hiçbir zaman gerçekten konuşulmadı.
Doğal olarak o bilgi de arada kaynadı.
Belki de dekanın da pilav travması vardı.
Neyse...
Yirmi dört yaşındaydım.
Bir Türk teknesiyle denize açıldık.
Teknenin sahibi değil ama eski usul bir kaptan şöyle dedi:
"Bu teknede her pazar kuru fasulye ve pilav yenir."
Eyvah.
Daha önümde en az on yılım olması gerekiyordu.
Kuru fasulye sorun değildi ama...
Pilav beni geriyordu.
Yüzyıllardır kulağıma fısıldayan o yükü taşıyamıyordum:
Pilav yapamayan kadın yemek yapamaz.
İşe yaramaz.
Evde kalır.
"Ben Türk pilavını çok iyi yapamıyorum." diyemezdim.
Sonra aklıma doğaçlama bir yöntem geldi.
Anneannem pirinci iyice haşlar,
üzerine de eritilmiş tereyağı dökerdi.
Elbette pilavı başka şekillerde de yapmayı bilirdi; bu sadece kullandığı yöntemlerden biriydi.
Ben de hafif bir Ege usulü pilav yaptım.
Salçasız.
Taze domatesli.
Nazik nohutlu.
Deniz havasına ve teknedeki şartlara yakışacağını düşündüğüm bir pilav.
Allah aşkına denizde ağır yemek yenmez ki!
Aman Tanrım.
Aşçılık kariyerim titredi.
O gün kaptan arkamdan şöyle demiş:
"Bu kız hiçbir şey anlamıyor.
Yemek yapmayı bilmiyor."
Hayatınız boyunca yüzlerce yemek yapmış olabilirsiniz.
Ama pilav yapamıyorsanız
(ya da onun annesinin veya onların annesinin yaptığı gibi yapamıyorsanız)
Karayipler'de bile olsanız,
o teknede bir Türk varsa,
geçmiş olsun.
Kat kat birikmiş kültürel dayatmaların altında ezilmiş halde,
kendimi tek bir pirinç tanesinden bile daha değersiz hissettim.
Bu trajik olaydan sonra "Japonya'ya gittim, on iki yıl pilav eğitimi aldım." desem daha ilginç bir hikâye olurdu.
Ama onun yerine annemin yanına çırak yazıldım.
Genç yaşta evlenmiş,
yıllarca babama her gün pilavlı üç-beş çeşit yemek hazırlamış olan annem,
benim bunu hâlâ bilmeyişime şaşırsa da beni öğrencisi olarak kabul etti.
Sonra öğrendim.
Ama o zamana kadar babamla yaptığımız anlaşma çoktan unutulmuştu.
Otuz yaşında evlenmiş olsam da,
hâlâ pilav fobisi taşıyorum.
Elbette artık pilav yapabiliyorum.
Hangi pirincin ne kadar su istediğini,
nasıl bir ortam sevdiğini,
hatta pilavın kendi duygu durumlarını bile biliyorum.
Yine de her pilav yaptığımda
alnımdan soğuk terler akıyor.
Sanki bütün anneler, bütün teyzeler ve tabii ki o sinir bozucu kaptan arkamda durmuş,
dillerini şaklatarak beni yargılıyorlar.
Cık cık cık...
Kültür tuhaf bir şey.
Geçen gün bir etkinlikte Türk bir arkadaşıma pilavımla övünürken,
kendi kendime "Aferin Nesrin." derken,
tekrar düşünmeye başladım.
Yine.
Yine.
Tencerenin kapağı açıldığında gerçekten dışarı çıkan tek şey buhar mı?
Yoksa o anda bir kadının değeri,
sabırlı olup olmadığı,
yeterliliği de mi ölçülüyor?
Pilav.
Sadece pirinçten yapılan bir yemek.
Ama hiçbir zaman sadece pilav olmadı.
Bir kadının "ev becerisinin",
evliliğe uygunluğunun,
sabırlılığının,
titizliğinin,
itaatkârlığının simgesine dönüştü.
Bir kadın,
insan olarak değil,
gösterdiği performans üzerinden değerlendirildi.
İyi kadın = iyi pilav.
Nesilden nesile sessizce aktarılan bir formül.
Bugün bunu birine sorsanız güler geçer.
"Şaka canım." der.
"Pilav yapamayan kadınlar da evleniyor tabii ki."
Ama altında yatan psikolojik baskı son derece açık.
Bir tehdit olarak değil,
"iyi terbiye" olarak sunuluyor.
Bu cümleler nadiren bağırılarak söylenir.
Gülümseyerek söylenir.
"Biz böyle büyüdük."
paketine sarılır.
Bu yüzden zararsız görünür.
Ama verdiği mesaj nettir:
"Buradaki yerin, ne kadar becerikli olduğuna bağlı."
İşte buna değeri koşullandırmak denir.
Pilav bütün bunları hak etmek için ne yaptı ki?
Sınanan erkeklik değil,
kadınlıktır.
Pilav kötü olunca,
erkek yetersiz sayılmaz.
"Erkek canım."
derler.
Zaten ondan pek beklenti yoktu.
Nedense (!)
Ev işlerini kadınlığın sınavına dönüştürmeyi ne zaman bırakacağız?
Bu yazı güzel yemek yapan ya da ev emeğiyle gurur duyan kadınları küçümsemek için yazılmadı.
Sessizce kadınların omuzlarına yüklenen beklentileri görünür kılmak için yazıldı.
Eğer farkında olmadan dünyanın en temiz camlarını silmeye çalışan bir kadınsan,
pilava yemek olarak değil,
bir kadının değerinin ne kadar kolay şartlı hâle getirildiğinin kanıtı olarak bak.
Ve şunu unutma:
Bir gün tane tane olmayan pilavla,
eleştiriye ondan da sıkı yapışan zihinlerin arasında sıkışırsan, şunu hatırla...
Pilav tane tane olmadıysa sorun ne pilavdadır ne de sendedir.
Sorun,
o cümleyi normalleştiren kültürdedir.
Sevgilerimle kaptanıma,
pilav yapamayan güzel insanlara,
ve pilav yapmayı çok iyi bilen herkese...
Pilavınız bol olsun.
İster tane tane,
ister yapışık.
İçtenlikle,
Nesrin Eren


Kayınvalidenizi veya Kaptanınızı Etkilemek İçin Tüyolar
Baldo ya da Osmancık pirincini,
elinizi yakacak kadar sıcak ve bol tuzlu suda 30 dakika bekletin.
İyice süzün.
Su tamamen berrak akana kadar yıkayın.
Tereyağında, kısık ateşte,
taneler birbirinden ayrılana kadar yavaşça kavurun.
Pirincin üzerini zar zor örtecek kadar sıcak su ya da et suyu ekleyin.
Kapağı kapalı şekilde iki dakika harlı ateşte kaynatın.
Ardından ateşi en kısığa alın.
Yirmi dakika pişirin.
Sonra altını kapatın.
Tencereyle kapağın arasına temiz bir mutfak bezi yerleştirin.
Ve otuz dakika boyunca kapağı sakın açmayın.
Hatta üzerine birkaç havlu daha örtün.
Her bir pirinç tanesi sevildiğini hissetsin.
Eğer yine de olmazsa...
Annemi arayın.
Bütün sorumluluk ona ait.






