Sofra ve zaman

Türk Misafirperverliğinin Gizli Çekimi

Türk buluşmaları, saatsiz zaman ve çayın, pastanın, sarmanın manyetik çekimi üzerine — ufalanan börekler ve bitmek bilmeyen sohbetlerin yörüngesinde bir yolculuk.

Kronik·3 min·27 Nisan 2025
iSaate bağlı olmayan Türk buluşmaları

İç içe geçmiş üçlü sehpalar...
Küçük, orta ve büyük...
Her misafir grubu için ayrı bir sehpa.
Çay, börek ve paylaşılan atıştırmalıklar... Muhtemelen sarma ve dolma.
Belki Türk kahvesi ve biraz baklava...
Bir matroyşka bebek gibi, o küçük, taşınabilir, durmadan çoğalan, klasik sehpalar

Bitmiyor ki! Çünkü Türkiye'deki misafirler saate bakarak gelmez. Öngörülemeyen bir gelecekten beliriverirler.
Yolda ne olacağını kendileri de bilmeyen Türkler, buluşmalarına ya da davetlerine hiçbir zaman tam bir saat koyamazlar. "Öğlen civarı" derler, ya da "öğleden sonra geç vakitlerde." Ya da sadece, "Yarın geliyoruz!"

Danimarkalı eşim bu toplantıları "resmi başlangıcı ya da sonu olmayan partiler" olarak tanımlar — Türk kutlamalarının son derece yerinde bir tarifi.

Limonlu pasta, gizli bir aile tarifiyle yapılmış, ince belli bardaklardaki kızıl çayla birlikte havada süzüldüğü;
sehpaların bir video oyunundaki karakterler gibi seviye atladığı;
misafirlerin her saat başı ikişer ikişer geldiği; böreklerin şekil ve içinin değiştiği bir evren bu. Işık yılının yarısını İstanbul trafiğinde geçirmiş bir halanın, kendisini doğrudan hedefe çekecek bir solucan deliği açılması için sessizce dua ettiği bir evren.

Ve bu durmaksızın uzayan saatlerde, herkesi hayata bağlayan tek şey; eve adım atar atmaz yanınıza koşan, her zaman dolu, her zaman hazır o manyetik sehpalardır.

Bu güzel kaos yüzünden uzun kurulu sofralar, belirli yemek saatleri yoktur.
Bunun yerine zamansız yiyeceklerden oluşan bir şölen doğar; kısır, börekler, pastalar, tatlı ve tuzlu kurabiyeler ve kökeni hâlâ tartışmalı, mayonezli makarna salatası (kimisi Rusya'yı, kimisi Amerika'yı suçlar). Bunların hepsi bir tabakta buluşur, tüm sınırları aşar; tatlı tuzluya değer, tatlar birbirine karışır.
Sohbetler, ışık hızından daha hızlı dağılan bir dedikodu parçacıkları galaksisine dönüşür.

BrevetOymalı alçak sehpalar; baklava, dolma, börek ve bitmez tükenmez çay bardaklarını taşır.
iiDanimarkalı dakiklik ve öngörülebilir yemekler

Danimarka'da ise konuşmalar harita pinleriyle ilerler:
"Saat 12.37'de orada olacağız!" ya da, "Akşam yemeği 17.00'de başlar. Hediyeler 17.30'da. Kadeh kaldırma 17.45'te. Az çok." Burada zaman çözünürlüğü o kadar yüksek ki, birkaç yıl içinde Danimarkalıların kol saatlerini bırakıp nano-saniyeleri ölçmek için atom saatlerine geçeceklerini düşünüyorum.

Öngörülebilirlik o denli güçlü ki yemeklere bile yansımış:
Hangi evrende olursanız olun, ringa balığı asla beyaz ekmekle buluşmaz. Otobüsler zamanında gelir. Etkinlikler bir, hatta bazen iki yıl öncesinden planlanır. "18 Haziran'da müsait misin?" diye sorarlar.

"Gelecek yıl mı?"

Burada tek öngörülemeyen şey belki de... Hava durumu ya da ağzınıza götürdüğünüzde sulu ve tatlı çıkan bir meyve.

Yine de ne olursa olsun, her yerde ortak olan bir şey var: bir sofranın etrafında toplanmak. Büyük ya da küçük. Altında ekmek ya da yanında börek. Küçük bir kadeh snaps ya da ince bir bardak çay. Planlı ya da plansız — ama insanlarla dolu bir sofra.

Sevgiyle...

Eviniz her zaman farklı şekillerde sehpalarla dolu olsun.

Nesrin Eren

Sehpa* Türk evlerinde çay, atıştırmalık ve hayatın önünüze koyduğu her şeyi sunmak için kullanılan küçük, alçak masalar.