Miras olarak yemek

Menüler, Haritalar ve Anneler

Anlam arayışında mutfaklar ve okyanuslar boyunca bir yolculuk.

Kronik·4 min·13 Mayıs 2025
iKalem yerine oklava

Arkadaşlarımın annelerinin çoğu çocuklarına şöyle öğütler verirdi:
"Keşke doktor olsaydın."
"Hukuk güzel bir meslektir."
"Ah, mimar olsan ne güzel olurdu?"
"Öğretmenlik kutsaldır."

Annem önce ablama başladı; o tuhaf 90'lar kariyer telkinleriyle...
"Keşke ressam olsaydın," dedi.
Ablamın elinden kalemi düşürmediği, küçücük bir çocukken bile. Annem eve her türlü malzemeyi getirirdi; yağlı boya, guaj, ne ararsanız.
Ve sonunda, olağanüstü yetenekli bir sanatçı doğdu.

Benim elimde kalem yoktu.
Oklava vardı.
Yemek, hayatımın en önemli eylemiydi.
"Belki aşçı olmalısın?" diye başladı.
Ben dirендim: "Hayır, gazeteci olacağım."
Sonunda kendimi bir yemek dergisinin sayfalarında buldum.
Her zaman bir adım önde olan ablam şunu söyledi: "Güzel sanatlar fakültesinde gastronomi bölümü var. Yemeğin tarihini, bilimini, sanatını öğretiyorlar. Kabul için çizim yapman gerekiyor. Çizmeyi ben öğretirim. Burs kazanırsın!"

Annem hiç "Şu olmak zorundasın" demedi.
Bizi yalnızca ilgimizi çeken şeye, sessizce yönlendirdi.
Ben yemekle resimler çizdim, ablamsa fırçalarıyla boyadı…
O noktaya kadar her şey olağandı.

Sonra bir gün, Mikla restoranının Ar-Ge bölümünde çalışırken annem dairemi ziyarete geldi.
Doğum günüm için bir Casio saat getirdi ve şunu sordu:
"Ya teknelerde pişirsen?"
Dur bir dakika. Ne?
Restoran dünyasının cılız maaşlarını ve Taksim'in tam ortasındaki ayakkabı kutusu büyüklüğündeki dairemi kastediyordu.
"Burada yaşayabiliyorsan, küçük bir kabinde kesinlikle yaşarsın," dedi.

Ve ben o fikre bayıldım.
Denize açılma düşüncesine.
Dalgaların ritmiyle yemek pişirmeye.
Anadolu'nun dört bir yanından gelen paha biçilmez malzemelerle inanılmaz menüler tasarlıyorduk.
Her aşçının hayaliydi zaten bu.
Her gün hayal gücünü kullanarak yeni menüler yaratmak.
Ama annem sayesinde...

Ertesi gün işten ayrıldım ve gemi adamlığı sertifikası sınavına başvurdum.

Elli kişilik bir sınıfta, yolcu gemilerinde çalışmaya hazırlanan iki kişi dışında herkes kargo gemilerine gidiyordu.
Okulun tek kadını olarak mezun oldum; denizci düğümü bağlamayı ve korsanlardan kaçmayı öğrenerek — yani gerçekten önemli şeyleri.

Pasaportum gelmeden iş başvurusu yaptım. Saf bir şans.
Kabul edildim.
Teknenin sahipleri vizemi bir günde (!) çıkardı.
Evimi topladım, Yunanistan'ın Mykonos adasına uçtum.

Denizle tek deneyimim Anadolu'dan Avrupa yakasına geçen vapur yolculuğuydu.
48 metrelik bir yatın ne anlama geldiğini, küçük bir bot beni alıp açık sulara çıkardığında anladım.

Tek aşçıydım.
13 kişilik mürettebat.
5 kişilik bir aile.
Üç güverteli bir yat.

"Anne… gerçekten, neden?" diye sordum kendime durdum.

BrevetErzaklar güverte altında kontrol edildi; Ege kıyılarının bir yerlerinde.
iiMesafe, beklenmedik bir netlik getirir

Ama bugün, yazdığım bir şeye rastladım. 2021'den kalma notlar; bir körfezden öbürüne, bir adadan diğerine savrulmuş:

Küçük uçak penceresinden dışarı baktığında her şey bir anlam kazanıyor.<br>Evrenin işleyişinde bir mantık var, ama yalnızca yukarıdan bakınca.<br>Tepsindeki minicik su bardağı titrediğinde, duygular da değişiyor.Teknede, hafifçe sallanırken karaya bakıyorsun…<br>Bakmaktan hiç bıkmadığın o toprak parçaları, uzaktan izlenince bir düzen kazanıyor; bir anlam.Teknenin kış soğuğunda hafifçe titreyerek kahvemi yudumlarken aklıma geldi. Dünya ancak uzaktan görülünce mi anlamlı oluyor?<br>Yoksa hep daha yükseğe çıkmak istememizin nedeni bu mu?<br>Yürüyenlerin arasından uzaya doğru…Cama sıkışmış bir arı gibi, kaçmaya çalışıyoruz."Her şey ne tuhaf, ne güzel" deyip pencerede oturmak yerine<br>hep daha yükseğe uçmaya çalışıyoruz.Kafamızı cama vurup bayılan arılarız biz.

Şimdi görüyorum…

BrevetDenizde bir lombozdan çerçevelenmiş, adalara düşen gün batımı.
iiiYol gösteren bir anneye adanmış

Anneme — dünyama hep uzaktan bakan,
her şeyi daha net görmemi sağlayan, yemek yapmanın yalnızca yiyecekle değil, kendi hikâyenden bir parça sunmakla ilgili olduğunu öğreten anneye.

Bunu kolay öğrenmedim; kafamı vura vura öğrendim.

Şunu söylemek istedim:
Var olduğuna çok sevindim.

Hep bir adım geri çekip bütün resmi görebilelim.

Sevgiyle

Nesrin Eren