Bir sarı, bir istek

Yumurta. Sarısı. Sessizlik.

Yalnızlık, sıcaklık ve yemenin kendisi üzerine şiirsel bir keşif.

Kronik·3 min·14 Mart 2025
iSarısız kurulmuş bir omlet

On iki yumurta akı. Üstüne sürülmüş domates salçası. Bol fesleğen. En son, rendelenmiş eski parmesan. Birkaç kokulu yeşil çay dalı. Üç santim kalınlığında bir dilim ekmek...

Omleti gri çiçek desenli bir tabağa koydum ve çayla birlikte servis etmeye gittim.

"Sarısı nerede?!?"

Hiç yumurta sarısı özlememiş bir yürek şimdi diyor ki: *Yumurtanın sarısını istiyoruz.*

"Tek başına, yalnız mı?"

"Evet!"

iiOn iki akın arasına bir sarı katılıyor
BrevetKırılmış bir sarı, tabakta kendi sessiz yolunu buluyor.

Küçük bir tava alıyorum, içine biraz yağ ekleyip minicik bir yumurta sarısı kızartıyorum. Ters çeviriyorum; içi akışkan kalacak şekilde her iki tarafını da sessizce pişiriyorum. Mutfakta yalnızca tek bir sarının hafif çıtırtısı duyuluyor. Sarı tabağa dönüyor, omletin yanına yerleşiyor; sarıyı beyazlarla tanıştırıyor, bir sohbet başlatıyorum.

Önce keskin bir bakış karşılıyor beni. Sonra durumu anlayarak söylüyorum,

"Akışkan..."

Bıçağın tek bir hareketiyle sarı akıyor ve gülümsüyor.

"Teşekkür ederim."

Nazik ve kibar. Güneş ışığı yüze yansıyor; sarı, omletin içinde parlıyor.

Yorgun gözler sarıyı parçalamaya devam ediyor. Küçük bir ekmek parçası alınıp ufalanıyor. Tepsi kaldırılıp götürülürken çatal ya da bıçak sesi duyulmuyor.

"Bugün hüzünlü bir gündü," diye düşünüyor biri.

On iki beyazın ortasında birden tek bir sarı istemek için başka türlü bir açıklama olamazdı. Sanki akan sarı gözyaşıydı. Sanki ufalanan ekmek kırıntıları kırık bir yürekti. Ya da belki sadece yalnızlıktı bu—beyazların arasında kaybolup gitmek.

Doğan güneş bir umut dilimi için yetmemişti; renksiz hayatlarına bir yumurta sarısı eklediler.

Ev mutfağında pişirmek...

Ruh hallerine göre değişen tabaklar...

Bazen yalnızca sade bir salata. İçinde annesinin turşusunu arayan yaşlı bir ruh—ve bulunca heyecanla aydınlanan bir yüz.

Bazen yalnızca bir balık. Unutmak için balığın belleğine sahip olmayı hayal etmek.

Çoğunlukla, yağlı yemekler. Yalnızca çünkü ruh hali yerindedir.

Ve bol baharat. Heyecanla gelen iyi haberlerin onuruna.

Yalnız bir aile için ateş yakmak...

Alevlerin kıvılcımları tanıklık ediyor.

Her gün, aşçının ruhu masaya ulaşıyor.

Sıcak, tuzlu, acı ya da tatlı...

Ve her gün, yiyenin yüreği bir bıçak darbesiyle açılıyor—aşçının kendi özünden bir parça sunuluyor.

Didilip parçalanan, küçücük lokmalar halinde kırılan ve unutulan...

Kesilen, ufalanan, yutulup giden; pirinçle çizilen resimler, tabakta dalgın dalgın oynanıp geçilen.

Geri dönen hüzünlü tabakları kazımak güçtür.

İnsan, kalan lokmalarını hazmedemez.

Eğer aşçının duyguları varsa ve yiyenin de duyguları varsa...

Bir evin mutfağında tabağa mutlu resimler çizmek zordur.

Evin insanları, kederle sarmalanmış...

Ve yine de, patlıcanın üzerine çiçek koymak ne güzeldir...

Masadaki yüzlerin, bir kez olsun, mutlu olduğu anlarda.

Mutfak anılarımın ortasında, şimdi sizin günlerinizin de sade malzemelerin bir araya gelişindeki sessiz şiirle dolup taşmasını umuyorum. Sarının beyazların arasında yerini bulması gibi, siz de sıradanda renk, her lokmada anlam bulun. Mutfağınızdaki ateş yalnızca pişirmek için değil; bir araya gelmek, paylaşmak, beslemek için de parlak yansın. Son kırıntılar süpürülüp giderken, hayat size hem tanıdık hem yeni tatler sunmaya devam etsin.

Saygılarımla

Nesrin Eren